Tarihçe

KAF – KAFİK (SAMANLIK MEZRASI) KÖYÜ

Bingöl İlinin Solhan ilçesine bağlı bir köydür. Tarihi  Bingöl tarihi ile paralel olup M.Ö 2000 lere kadar uzanmaktadır. Bu tarihlerde bu bölgede başlangıçta Hititler Daha sonra Huriler Ve Urartular hakimiyet kurdular. Büyük İskender in Büyük Doğu  seferinde de bu yerlerden bahsedilmektedir. Daha sonra sırasıyla bölge Roma lıların Eline geçmiştir. Kaf kelimesi zaza ca bir kelime olup asi anlamına geldiği bilinmektedir. Kaf Köyünün Coğrafik yapısı incelendiğinde insan eliyle oluşturulmuş bir çok mağara dikkati çekmektedir. Bu durum Erken Roma döneminde  burada yaşam  faaliyetlerinin olduğunun en tipik kanıtıdır.

Ayrıca tarih  öncesi dönemler incelendiğinde genelde yerleşik yaşamlar akarsu kenarlarında geliştiği dikkate alındığında bu köy Murat Nehri nin kıyısında olup ayrıca ince dere anlamına gelen ve LA diye tanımlanan  suyun kenarında kurulması tarihinin çok daha eski devirlere dayandığının kanıtıdır.Köyün ilk yerleşim alanının hemen altında derin  vadilerin yamaçlarında bulunan mağara duvarlarında ve  LA denilen akarsu kenarında insan eliyle çizilmiş bir takım basit resimler, çizimler mevcuttur. Bu Durum yazının Anadolu ya  gelmesinden önceki dönemler de de burada bir yaşam  olduğunu gösterir. Ayrıca Köy mezarlığı incelendiğinde Bizans, Selçuklu Hatta Abbasi mezarları Mevcuttur. Bu bilgiler Mezar taşlarının yapısından ve Kullanılan yazı tarzından rahatlıkla anlaşılmaktadır.Köyü Kuranların Horasandan İran a oradan da Anadolu ya gelen  Türk erenleri olduğu tahmin edilmektedir.Köyün İlk kurucusu MOLLA MUSTAFA  (MOLLA KAL) ‘nın oğullarından biri olan MOLLA İSMAİL’dir.  Bu köyde yaşayanlara  soy olarak Molla Kal’ın (Molla Mustafa)  torunları ( Ki male kal ) denilir. Köy coğrafyasında birkaç yer adı bu şahsın adı ile anılmaktadır. Örneğin Diyar denilen yaylaya çıkarken seku yamacında “Dıke Mal İsmail” denilen küçük düz bir yer (Çadır-Ğem kurma yeri) bulunmaktadır. Rivayete göre; Molla İsmail,  yerleşim yeri olan köy arazisini sulamak için bu Yamaca her bahar çadırını kurarak hem burayı yayla haline getirmiş hem de tahta kürekle Mardon deresinden ark açıp on (10) yılda  tamamlayarak köye su akıtmıştır. Dedelerimize  Allah Rahmet Eylesin Ruhları Şad Olsun . Molla Mustafa (Molla Kal) ya  “Molla Mustafa-e Halidi “ olarak tarihte tanındığı bilinmektedir. Ancak buda daha derin araştırıldığında Mevlana’ya da “Mevlana-i Halidi” denildiğini hepimiz çok iyi biliriz. Bu durum  aynı soydan ve aynı coğrafyadan geldiklerini akla getirmektedir. Sonuç olarak Molla Mustafa (Molla Kal) Halidi soyundan olduğu kesindir. Molla Mustafa (Molla kal) ya  “Molla Kal” denilmesinin rivayeti de şöyledir;  “Medrese Eğitimini aldığı sıralarda günde bir öğrenci odun kesip medreseye getirmekle görevlendirilirdi. Sıra Molla  Mustafa’ya gelince dağa oduna gider ancak akşama kadar gelmez, bu durumda telaşlanan arkadaşları hocalarına haber vererek aramaya koyulurlar. Sonunda dağda bulurlar. Ya Molla Mustafa niye odunu getirmedin ne ile aş pişirip ısınacağız diye söylenirler ve hocasının bu duruma kızacağını söylerler. Hemen  Molla Mustafa’yı da alarak Medrese ye dönerler hocalarına durumu anlatırlar. Hocaları sorar -Molla Mustafa niye odun kesip getirmedin? – Molla Mustafa; Hocam bütün ağaçlar zikirdeydi . Zikirlerinin bitimini bekledim onun için hem geciktim hem de odun kesemedim diye cevap verir. Bunu diğer arkadaşlarının arasında ulu orta kerametini açıkladığını gören Hocası Molla Mustafa’ya “Molla Kal, Molla Kal” diye hitap eder.” Ve Böylece lakabı Molla Kal olarak kalır. “KAL” demek eski Türkçe ve zaza dilinde pişmemiş yani Çiğ anlamına gelmektedir. Osmanlı Devletinin son zamanlarına kadar Köyde Burslu (giderleri köy ileri gelenleri tarafından karşılanan) bir medrese olup ilime çok önem

verilmiştir. Köy ahalisi gerçek zaza olarak anılmakta olup kökleri Selçuklu Türklerine dayanmaktadır.Dillerinde var olan kelimeler Selçuklu dil yapısı ve kelimeleri incelendiğinde fark edilmektedir.Bu bölge Selçuklu Beylerinden BEYOĞLAN  tarafından idare edildiği için bu  bölgeye Beyoğlan denmiştir.Zamanla bu kelime BOĞLAN (Solhan ilçesinin eski adıdır) diye söylenmiş ve Köyün bağlı olduğu ilçede bu isimle anılmıştır.

 Rusların  Doğu Anadolu yu işgalleri sırasında Köy halkı Toplu olarak Urfa ili Siverek ilçesi dolaylarına göç etmiş ancak çok az  bir kısmı işgalden sonra gelebilmiştir. Köy miladını yaşamış ve yeniden var olmuştur. Rusların bu işgali sırasında Köy ün dedelerinden  Faki Nadir oğlu, Miralay Mustafa (Mıst Nad) Askerleriyle Köy civarında kalmış Ruslarla savaşmış ve sonunda Ruslara esir düşmüştür. Çok büyük bir savaşçı ve iyi bir komutan olduğu yörede hep söylenilir.  O inançlı, vatansever askerlerinden kendisiyle birlikte esir düşüp Batum şehrine  (Rusya da) kadar götürdükleri bilinse de sonrası bilinmemektedir. Miralay Mustafa’nın Esir düşmesini izleyen kayıkçı anlatıyor; “Gündüzleri dağda savaşır geceleri  Murat Nehrinin kıyısına çekilir askerleriyle beraber burada geceyi geçirirdi. Ruslar karşıya rahat geçmesin düşüncesiyle tüm çevredeki köprüler bizim askerlerimiz tarafından siviller karşıya göç edip güneye ilerlediklerinde yakılmıştı. Ancak nehir üzerinde sallar bırakılmıştı. Geç kalan sivilleri karşıya taşımak için kayıkçılar görevlendirilmişlerdi. İşte yine bu dağdağalı gecelerin birinde askerlerinden biri sigara içer Zaten Miralay Mustafa sigara kullanmazmış ve içene de çok kızarmış, sigaranın ateşini fark eden Yakındaki Rus alayı burayı hemen kuşatır. Teslim ol sesleri duyulunca  Miralay Mustafa ; askerlerine sakın teslim olmayın son nefesimize kadar hep beraber savaşacağız. Diyerek ilk ateşi başlatır. İlerleyen saatlerde Askerleri durumların çok kötü olduklarını cephanelerinin bittiğini söyleyip teslim olma isteklerini bildirirler Miralay Mustafa çok kızar son nefesimize kadar savaşacağız diyorum. Hala yanımda bunları yok edecek mermi ve irademin olduğuna inanıyorum diye nida atar. Bu sırada kendi askerleri tarafından arkadan kolları tutularak etkisiz hale getirliip, sağ kalan askerlerle birlikte Ruslara esir düşer. “ Bunu karşıdaki kayıkçı  daha sonraları bizimkilere anlatır. Batum şehrine kadar askerleriyle birlikte götürülür, komutan olduğu için burada onu ayırt edip hala bilinmeyen sona götürürler. Esir düşen askerlerinden dört (4) kişiye Domuz çobanlığı yaptırılırken orada yaşayan Türkmenler  tarafından  at arabası ile kaçırılıp sınıra kadar getirilip o esaretten kurtulmalarını sağlarlar.Uzun bir süre sonra köye dönen bu askerler bu rivayetleri doğrularlar. Allah mekanını cennet eylesin. Nur içinde yatsın. SSCB’nin dağılmasından sonra çok bekledik belki birileri döner diye ama maalesef yine boş bakış ve umutsuz bekleyişler oldu.  Köy süreç içinde bulunduğu yerden vadinin karşı tarafına taşınmıştır. Köyün ilk kurulduğu yer otlak olarak kullanılmıştır. Hala da bu şekilde devam etmektedir. Köy bugün Tarhan Köyü’ ne bağlı Samanlık Mezrası olarak bilinmektedir.

Son Haberler